Kâr paradoksu: Premier Lig kulüpleri taraftarlarının çilesiyle nasıl ayakta duruyor?

Futbolun finansal düzenlemeleri adaletle ilgili değil; tepedeki karteli korumakla ilgili. Premier Lig'in kendi kuralları, hırslı olanları kovalayan bir hayalet ve rahatlar için bir kalkandır.

Büyük ikiyüzlülük: FFP bir ilke değil, bir silah

Kâr ve sürdürülebilirlik kurallarını (PSR) ihlal ettiği için 10 puanı silinen Everton'a bakın. Öte yandan Manchester City, mali usulsüzlük iddialarıyla 115 suçlamayla karşı karşıya ama City hâlâ kupa kaldırıyor, Everton ise küme düşmeme savaşı veriyor. Kurallar seçici uygulanıyor; Arsenal ve Chelsea gibi kulüpler ilgili taraf anlaşmaları ve amortisman hileleriyle boşluklardan yararlanıyor.

Arsenal'in ticari geliri, taraftar kitlesinin sadakati ve yılda 100 milyon £'dan fazla kazandıran son teknoloji stadyumu sayesinde yılda neredeyse 200 milyon £'a fırladı. Bu bir suç değil; ancak FFP'nin dizginlemesi gereken tam da bu ticari güç. Sonuç: en zengin kulüplerin daha da zenginleştiği ve diğerlerinin yetişmeye çalıştığı için cezalandırıldığı, kendi kendini besleyen bir elit tabaka.

İki gelirin hikâyesi: stadyum ve forma satışları

Manchester United'ın 600 milyon £'u aşan borcu, küresel markaları ve maç günü gelirleri faizi karşıladığı için sürdürülebilir sayılıyor. Bu sırada Aston Villa, akademiden yetişen bir oyuncuyu saf kâr için sattığında 'sürdürülebilirlik' övgüsü alıyor; oysa onlar da tempoya ayak uydurmak için var gücüyle çabalıyor. Premier Lig'in finansal düzenlemeleri oyun alanını eşitlemek için değil, statükoyu korumak için tasarlandı.

Şu stadyum gelirlerine bir bakın: Tottenham'ın yeni stadı yılda 100 milyon £'dan fazla kazandırıyor; bu, Bournemouth'un toplam cirosunu cüceleştiriyor. Bu bir rekabet değil; aritmetikle dayatılan bir hiyerarşi. FFP sadece farkı onaylıyor, hayal kuranları cezalandırırken ganimeti zaten elinde tutanları ödüllendiriyor.

Kurumsal sahiplik modeli: taraftarların cüzdanı üzerine kurulu bir fildişi kule

Modern Premier Lig sahibi bir 'sugar daddy' değil, kimliksiz bir holding. Kulüpleri topluluk olarak değil, varlık olarak görüyorlar. Emirates ve Old Trafford'da bilet fiyatları her yıl artarken, kulüpler önerilen mali limitlere karşı çıkıyor. 'Büyük altı' kulübün Avrupa Süper Ligi kurmaya çalıştığı pandemi yılı, bunun sporla ilgili olmadığının en net sinyaliydi.

Man City'nin 67,5 milyon £ değerindeki Etihad anlaşması mercek altında; Newcastle'ın Suudi destekli sahipliği ise bir 'proje' olarak kutlanıyor. Lig, devletlerin ve milyarderlerin markalarını meşrulaştırdığı bir sahne ve taraftarlar da ücretsiz iş gücü.

İsyan gelmiyor; o zaten burada

Taraftarlar arasında oyunu geri kazanma hareketi büyüyor. Manchester United taraftarlarının Glazer'lara karşı neredeyse sürekli protestolarından, Almanya'daki yasal 50+1 sahiplik modeline kadar, taraftar sahipliği fikri güç kazanıyor. Premier Lig'in kendi 'Taraftar Liderliğindeki İncelemesi' sessizce rafa kaldırıldı, ancak baskı artıyor.

Premier Lig'in, hırsı cezalandıran 'finansal fair play'e bel bağlamak yerine uygun bir maaş tavanı uygulamayı reddetmesine bakın. Gerçekten rekabeti önemsiyor olsalardı, NFL'dekine benzer limitler uygularlardı. Bunun yerine, harcamaları en alt sıradaki kılavuza göre belirleyecek olan 'çıpalama kuralları' sunuyorlar; bu bir çözüm değil, yalakalık.

Karar: patlayacak şişkin bir balon

Bu model sürdürülebilir değil. Yayın hakları balonu eninde sonunda patlayacak ve patladığında yalnızca gerçek çeşitlendirilmiş gelirleri olanlar hayatta kalacak, ancak taraftarlar değil; onlar daha yüksek bilet fiyatları ve yabancılaşmış sahiplerle kalacak. Bir sonraki büyük skandal, orta sıradaki bir kulübün puan silmesi değil, 'büyük altı'dan bir kurumun kendi borç yükü altında çökmesi olacak.

Özellikle tahmin ediyorum ki 2028'e kadar, stadyum ve kadro harcamaları nedeniyle aşırı kaldıraçlı bir kulüp olan Tottenham Hotspur, PSR'yi karşılamak için yıldız oyuncusunu satmak zorunda kalacak; bu hamle 'stratejik futbol kararı' olarak sunulacak ama aslında bir zamanlar savundukları mali kuralların tetiklediği bir yangın satışı olacak. Bu bir tahmin değil; bu aritmetik.

  • Everton'ın 10 puan silmesi ile City'nin 115 suçlaması seçici uygulamayı gösteriyor
  • Arsenal'in 200 milyon £'luk ticari geliri, ilgili taraf anlaşmalarındaki FFP açığını ortaya koyuyor
  • Tottenham'ın 100 milyon £'luk maç günü geliri, kuralların içerdiği yapısal eşitsizliğin altını çiziyor

İlgili Makaleler

Kategori: Görüş | LA Premier League Ana Sayfa