Puan silme bir ceza değil—bir iş stratejisi
Premier League, Everton'ı kar ve sürdürülebilirlik kurallarını ihlal ettiği için on puan silince mesaj netti: mali limitleri ihlal edersen bedelini ödersin. Ama asıl skandal, bu cezanın sportif bütünlüğü korumak için değil, süper kulüplerin statükosunu korumak için verilmesi. Bu, pervasızları değil, hırslıları cezalandıran seçici bir uygulama.
İkiyüzlülüğü ortaya koyan emsaller
Manchester City örneğine bakalım. 2020'de Spor Tahkim Mahkemesi, Finansal Fair Play'in 'ciddi ihlalleri' nedeniyle verilen iki yıllık Avrupa kupalarından men cezasını kanıt yetersizliğinden iptal etti. Bu arada, kıyasla mütevazı harcamalar yapan Everton, temyizde cezası altı puana düşürülse de rekor kırdı. Fark, suçların ciddiyeti değil, kulüplerin gücü. City'nin Abu Dabi'nin devlet zenginliğiyle finanse edilen hukuk ordusu, UEFA'nın müfettişlerini geride bıraktı. Everton ise stadyum finanse edip kadro kuracak güce sahip değildi.
Daha da anlamlısı, transfer ücretleri ve amortisman geçmişi. Chelsea gibi bir kulüp, yedi yıllık sözleşmeyle 100 milyon sterline oyuncu alıp maliyeti FFP sınırları içinde kalmak için ince bir şekilde dağıtabilir. Bu bir açık değil—yasal bir kurgu. Premier League'in kendi kuralları buna izin veriyor, ancak Avrupa zaferi peşinde koşan farklı ama eşit derecede yasal muhasebe uygulamalarını kullanan kulüplere ceza yağdırıyor. Sistem adaletle ilgili değil; zenginleri dokunulmaz kılmakla ilgili.
Rejime karşı dava
FFP'nin savunması basitti: kulüplerin gelirlerinin üzerinde harcama yapıp Portsmouth veya Leeds United gibi çökmesini durdurmak. Ancak kural, seçkinlerin egemenliğini koruyan bir araca dönüştü. İşte nasıl:
- Birikmiş zararlar sınırlandı, ancak kulüp sahipleri öz sermaye enjekte edebilir—bu yüzden City ve Chelsea serbestçe harcarken Nottingham Forest harcayamıyor.
- Gelir eşiği, küresel markalara ve Şampiyonlar Ligi geçmişine sahip kulüpleri kayırıyor; böylece ilk altı için kapalı bir düzen oluşuyor.
- Küçük kulüpler için ceza, onları küme düşürebilecek puan silme; büyük kulüpler ise sadece para cezası ödüyor veya yasal itirazlarla cezadan kaçınıyor.
Sonuç, üst ve alt arasındaki farkın her zamankinden daha açık olduğu bir lig. FFP'nin 2011'de uygulanmaya başlamasından bu yana, geleneksel 'büyük altı' dışındaki yalnızca bir kulüp ilk dörde girdi: Leicester City ve o da kurallar tam anlamıyla işlemeden önce. Sistem daha sürdürülebilir bir lig yaratmadı; daha öngörülebilir bir lig yarattı.
Karşı argüman çöküyor
Savunucular FFP'nin kulüpleri kendi aptallıklarından koruduğunu söyleyecektir. Ama kanıtlara bakın: aşırı harcayıp yaptırımlarla karşılaşan kulüpler—Everton, Birmingham City, Derby County—çoğunlukla pervasız değil, rekabet etmeye çalışıyorlardı. Derby, Premier League'e çıkmak için harcadı, düştü ve cezalandırıldı. Chelsea, Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak için harcıyor ve övülüyor. Fark tutumluluk değil; kader.
Üstelik rejim tutarlı bir şekilde uygulanmıyor. Premier League'in kendi kuralları, büyük kulüplerin gelirlerini şişirmelerinin birincil yolu olan 'ilişkili taraf işlemlerine'—ilişkili şirketlerle sponsorluk anlaşmalarına—izin veriyor. Ancak bunlar, alt sıralardaki bir kulübün mütevazı aşırı harcamasıyla aynı özenle incelenmiyor. Bu, devlet destekli sahipliğin etkisini yasallaştırırken orta sınıfın hırsını kınayan bir sistem.
Tahmin
Üç yıl içinde, bir Premier League kulübü mali ihlaller nedeniyle soruşturma altındayken şampiyonluğu kazanacak ve ceza yıllık hesaplarında yuvarlama hatası olacak kadar küçük bir para cezası olacak. Bu, puan silmenin caydırıcı değil, dekoratif bir jest olduğunun son kanıtı olacak. Lig daha sonra kuralı sessizce kaldıracak, yerine zenginlerin düşünmeden ödeyeceği bir lüks vergi getirecek ve kuralların önlemeyi amaçladığı eşitsizliği yasallaştıracak. Everton'ın son hesaplarını veya Leicester tarzı mucize deneyecek bir sonraki kulübü izleyin. Oyun rigged, ve skorboard yalan.
İlgili Makaleler
Kategoriler: Görüş | LA Premier League Ana Sayfa